E-Bülten

E-Bülten yazılarımız için lütfen sol üst kısımda bulunan kırmızı butona tıklayınız.

SAĞLIKLI BESLENME

MUTFAK HİJYENİ

 

Çocukluk çağı büyüme ve gelişme çağı olduğu için bu dönemde beslenme çok daha önemli ve işlevseldir. Bu amaçla günümüzde aileler çocuklarının beslenmesine çok özen göstermekte ve doğru gıdaya ulaşmak için çok çaba sarf etmektedirler. Tabi tek başına doğru gıda satın alma doğru beslenme için yeterli değildir. Taşınması, muhafazası, işlenmesi ve sunumu da bir o kadar önemlidir. Çünkü bu zincirde oluşabilecek bir hata besin öğelerinin etkisiz hale gelmesinden, çok ciddi rahatsızlıkların oluşmasına kadar birçok istenmeyen duruma sebep olabilir.

 

Bu yazıda zincirin halkalarından biri olan mutfak hijyeninden bahsedeceğiz. Mutfak hijyenini de sağlamak ve korumak olarak ikiye ayırabiliriz. Mutfakta kullanılan temizlik kimyasalları ve malzemeleri kesinlikle mutfağa ait olmalı ve mutfakta çocukların ulaşamayacağı bir yerde muhafaza edilmeli. Hatta temizlik bezleri gıdaya temas etme ya da etmeme durumuna göre de kategoriye ayrılmalı. Banko ve dolap kapak temizliği yapan bez aynı olamaz. Bezlerin temizliği için ideal yöntem yüksek sıcaklıkta yıkamaktır.

 

Mutfakta kullanılacak en güvenli malzeme camdır, ardından çelik gelir. Çay makinası, su ısıtıcıları dahil tüm ısıl işlemlerde bu iki gruptan tercih edilmeli. Cam ve çelik muhafaza için de en uygun malzemelerdir. Plastik malzemeler tercih edilmemeli eğer kullanılacaksa da kesinlikle sıcak ya da asitli gıda ile temas etmemeli. Örneğin makarna süzmede kullanılmamalıdır.

 

Mutfakta tahta kaşık kullanılıyorsa elde yıkanmalı, bulaşık makinasına konulmamalıdır. Tahta kaşıklar bulaşık makinesinde yıkanırken uzun süre ve yüksek sıcaklık nedeni ile deterjanı emer. Kullanırken emdiği deterjanı yemeğin sosuna bırakır. Deterjanın yemeğe karışması ihtimali bir de tencere kapaklarında vardır. Eğer tencerenin kapağı hijyenik kapak değilse yani kapağın iç tarafında vida varsa temizliğine dikkat edilmelidir. Bu problem en iyi cam kapaklarda tespit edilebilir, beyaz deterjan kalıntıları gözle tespit edilebilir. Yıkama sırasında kapağın tutacağı ile kapak arasına giren deterjan bazı tasarımlarda zor çıkar.  Yıkamada zor uzaklaşan bu deterjanın pişirme aşamasında yemeğin buharı ile süzülerek tencereye akma ihtimali yüksektir. Tencere seçiminde hijyenik kapak adı verilen, kapağını açma aparatının kapağı delmek suretiyle vida ile monte edilmediği modelleri tercih edilmeli.

 

Gıda güvenliğinde ‘’çapraz bulaşma’’ isimli bir tanımlama vardır. Temiz gıda ya da malzemenin istemeden kirli olanla kirletilmesi anlamına gelir. Buna en iyi örnek et doğranan bıçakla temizlemeden ya da iyi temizlemeden marul doğranması verilebilir. Çapraz bulaşmada en çok yumurta gözden kaçar. Yumurtanın kabuğu, oluşumu gereği bir takım kirleticileri barındırır. Örneğin kek yapmak için tezgahın üzerine çıkarılıp ılınmayı bekleyen yumurtalar kullanıldıktan sonra beklediği yüzeyin artık temiz olduğundan bahis edilemez. Yumurta veya yumurta violü ellendikten sonra başka bir şey ellemeden eller hemen yıkanmalıdır.

 

Alışveriş sırasında değişik yerlere konulan poşetlerin mutfak tezgahına bırakılması, uzun süre yıkanmayıp lavaboda bekleyen bulaşıklar hep kirlilik ve bulaş kaynağı olarak değerlendirilir. 

 

Çapraz bulaşmaya başka bir örnekte köfte pişirmedir. Çiğ kıymada doğal olarak bakteriler bulunur. Bu sebeple pişirilerek bakteriler inaktif olduktan sonra tüketilirler. Yani pişirme gıdayı güvenli hale getirme yöntemlerinden biridir. Şöyle ki tavaya köfte konulan maşa ile pişen köftelerin alındığı maşa aynı olamaz. Çünkü çiğ ete temas eden maşa daha sonra pişen ve güvenilir hale gelen köfteyi çapraz bulaşma sureti ile kirletir.

 

Herkese sağlıklı günler dilerim.

 

                                                                                                               FERHAN CEYHAN

ÇOCUKLARDA GELİŞİM

BEBEK ANNE ETKİLEŞİMİ

ANNE YA DA BEBEĞİ BÜYÜTEN KİŞİ NASIL OLUYORDA GELİŞMEKTE OLAN KİŞİLİĞİ ETKİLEYEBİLİYOR?

Erken gelişim dönemi üzerine yapılan araştırmalar bağlanma mekanizmasının hızla gelişmekte olana bebeğin beynini şekillendirdiğine, psikiyatrik bozuklukların kökenlerinin bebeklikteki bağlanma ilişkisinden etkilendiğine, annenin ya da bebeği büyüten kişinin bebeğin duygusal sistemlerini iyi yada kötü nasıl şekillendirdiğine odaklanmaktadır.

Hayatın ilk iki yılı ebeveynlerin çocuklarının kişiliklerini geliştirmesi için çok önem taşır. Empati ve ahlakın temelleri gibi karakterin esas unsurları hayatın ilk iki yılında gelişir. Bu nedenle de bu dönemin kıymeti iyi bilinmelidir.

Bebeğin anne ile ilişkisi annenin hamilelik dönemindeki ruh haliyle şekillenmeye başlamaktadır. İnsan yavrusu doğuştan itibaren duyuları aracılığıyla çevresiyle etkileşime girer. Doğumu izleyen haftada bebek annesini ve kokusunu ayırt edebilmeye başlar. Görme merkezinin ikinci ayda etkinleşmesiyle bağlanma yaşantılarının asıl kanalı açılır. Annenin duygu ifadeleri içeren yüzü bebeğin çevresindeki en güçlü görsel uyarcıdır ve birçok sosyal, bilişsel bilgiye aracılık eder.

Birbirine ilgiyle bakışan iki göz dil yetisi edinilinceye kadar ilk sosyal iletişim kanalıdır. Bebeğin kendine özgü ritimlerine, etkinleşme, dinlenme, yeniden etkinleşme sinyallerine içten ve uygun tepki verdikçe anne ve çocuk için olumlu duyguların yaşandığı etkileşimler artar.

Hayatın ilk bir yılındaki bağlanma dil vasıtasıyla kurulmadığına göre bu iletişimin temelinde bebek ve annenin yüz ifadesi, ses tonu, vücut duruşu gibi sözsüz iletişim araçları yer almaktadır. Bu sözsüz uyarımlar anne ve bebek arasında hızla gönderilir. Anne bebeğin vücut hareketleri, ses tonu ve yüz ifadesine bakarak bebeğin içinde bulunduğu içsel durumu (bebek iyi, korkuyor, üzgün vb.) anlamaya çalışır ve aynı iletişim araçlarını kullanarak bebeği yanıtlar.

İlk üç yılda çocukla yüz yüze etkileşimlerde annenin kendi duygulanımlarını düzenleyebilme düzeyi oldukça önemlidir. Annenin kendi duygularını düzenleme biçimi çocuk için model oluşturur. Yoğun ve uzun süreli olumsuz duygusal yaşantılara maruz kalan ve bu duyguları kaçınılmaz olarak çocuğuna ileten, çocuğunun olumsuz duygularını yatıştıramayan anne ile yaşanan stres dolu etkileşimler sağ beynin kalıcı belleğine kazınırlar. Bu bilinçsiz ilişki temsilleri sağ beyinde varlıklarını sürdürür ve ruhsal yapının sağlıklı gelişimini engeller.

Annenin çocuğun olumsuz duygularını düzenleyici işlevini çeşitli nedenlerle yerine getiremediği durumlarda bebekte alarm tepkisi başlar. Şanslı çocuklar kısmen de olsa olumsuz bağlanma deneyiminin yarattığı hasarı onaracak yeni güvenli bağlanma deneyimleri yaşarken, diğerlerini yaşam boyu yineleyecek döngüler, girdaplar bekler.

Yeterince iyi annelik için gerekli olan entelektüel bilgiden ziyade empatidir.  Bu karşılıklı süreçte anneler zaman zaman bebeklerini anlamakta hata yapabilirler ve mükemmel olmak zorunda değildirler. Önemli olan aksaklıkları tamir edip, bebeğin toparlanabilmesini sağlayabilmektir.

 

BAŞARILI BAĞLANMAYA KATKIDA BULUNAN ETMENLER

Bağlanma davranışının biçim ve nitelikleri bakım verenlerin tutumlarıyla şekillenir. Bebek ve bakım veren kişi arasındaki iletişim bireyin yaşam boyunca sosyal ilişkilerinde farkında olunmaksızın işlerliğini sürdürür.

 İlişki uygun bir biçimde işlediğinde, yetişkinler kendilerini bebeklerine uydururlar ve bebekler de yetişkinlere gereksinimleri hakkında ipuçları verirler. Yetişkinler bebeklere hizmet ederler, bebeklerin hoşnutluk gösterisi de doğru şeyler yapan yetişkinler için geri bildirim olarak işler. Bebekler ana babalara yanıt verirler, ana babalar da bebeklere. Sonra bebekler yetişkinlere güven geliştirirler ve yetişkinler de ana baba olarak yeteneklerine güven ve bebeklerine karşı iyi duygular kazanırlar.

Çeşitli faktörler başarılı bağlanma sürecini etkilemektedir. Başarılı bağlanma süreci için doğumdan sonraki ilk saat ve günlerde bebekle yaşanan fiziksel temas, sevecenlik uyandıran bebek görünümü, bebeğin çaresiz ve bağımlı olduğunu gösteren hareketleri, bebeğin anneyi emdiği anlar, bebeğin yakalama refleksi, ağlayan bir bebeği yetişkinin rahatlatabildiğini fark etmesi, bebeğin gülümsemesinin yetişkin üzerindeki olumlu etkisi, bebeğin yatıştırılabilirliği, uyku süresi, ağlama sıklık ve süresi, ebeveynin uygun eyleme karar verirken bebekten aldığı ipuçlarına güvenmesi gibi faktörler önemlidir.

 

BAĞLANMA SORUNUNA KATKIDA BULUNAN ETMENLER

Anneye Bağlı Sorunlar: Annenin kendi olumsuz bağlanma deneyimi, doğum sonrası depresyon geçirmesi, çocukken yaşadığı şiddet, geçmiş travmaları, var olan psikiyatrik bir bozukluğu, bebeği duygusal reddetmesi, hazırlıksız olarak gebe kalması kürtaj girişimi, yoksulluk, şiddet, artmış iş yükü, çok çocuk gibi etkenler bağlanma büyüsünü bozabilmektedir.

Çocuğa Bağlı Sorunlar:

Yalnızca ana babalar veya bakıcılar çocuklarının toplumsal gelişimini biçimlendirmez aynı zamanda çocuklarda yetişkinlerin davranışını önemli derecede etkiler ve ana babayı ana babalık için eğitmede önemli bir rol oynarlar.

Bazı insanlar doğuştan bu yetinin eksikliği ile doğmuş olabilir. Anne uygun yanıtlar verse de bu çocuklarda bağlanma uygun biçimde gerçekleşmeyebilir.

Aşırı ağlama: Gelişimsel sorunlara bağlı olarak çocuk çok fazla ağlıyor olabilir. Bu durum annede engellenme duygusu yaratabilir, sevilmediğini, annelik için uygun olmadığını hissedebilir ve bebeği reddedebilir. Fazla ağlama annenin girişimlerinden vazgeçmesine neden olabilir.

Olağan dışı davranışlar: Ne yapacağı belli olmayan bebek davranışları annenin bebeğe daha az ilgi göstermesine neden olabilir.

Olağan dışı görünüm: Bebeğin fiziksel bir engelinin olması annenin bebeği kabulünü zorlaştırabilir.

Yüksek riskli bebekler: Doğum sonrasında tıbbi müdahale nedeniyle anneden ayrı bakım görmek zorunda kalma bağlanma ilişkisini bozabilir.

Yavaş gelişimsel ilerleme: Gelişimsel bir bozukluğu olan çocuğun akranlarına göre yavaş ilerlemesi annenin çocukla bağlanma ilişkisini bozabilir.

 

 

                                                                                                                      SEVAL ERYILANCI

 

 

ÇOCUKLARDA EĞİTİM

YAŞAMIN SİHİRLİ YILLARI

İnsan hayatının 0-6 yaş dönemi yaşamın sihirli yılları olarak adlandırılır. Bu dönemde birçok ilk gerçekleşir. İlk adım, ilk kelime, ilkokul, ilk eğitim sadece ilkler sihirli yapmaz bu dönemi. İnsanın yaşamı boyunca izlerini taşıyacağı, nasıl bir yetişkin olacağının temellerinin atıldığı da bir dönemdir. Bu sebeple dünyada gelişmiş ülkeler daha iyi bir toplum için bu dönemdeki eğitime çok büyük önem vermişler ve bununla doğru orantılı olarak da eğitime katılım oranları yüksektir.

Türkiye maalesef bu yaş grubu için okula katılım dünya ortalamasının çok altında olup birçok kampanya ve teşvikle, zorunlu eğitim gibi uygulamalara ile bu oran yukarılara çıkarılmaya çalışılmaktadır.

Ancak bakıldığında sadece eğitime katılım değil okul öncesi eğitim kurumlarının da yeterlilik ve kalitelerinde de ciddi anlamda iyileştirilmeye ihtiyaç duyulmaktadır. Bu dönemde yanlış yaklaşım ve uygulamaların yapıldığı bir kurum çocukta geri dönüşü zor, olumsuz etkiler bırakabileceği gibi eğitim alması fayda yerine zarar de getirecektir. Özellikle özel sektördeki rekabet ve kazanç önceliği gibi etmenlerden dolayı eğitime odaklanmak yerinde maliyet, reklam ve pazarlama daha fazla önem kazanabilmektedir. Rekabetle başa çıkmak için verilen hizmetten ödün verilip daha uygun fiyatlar sunulabilmektedir. Eğitim içeriği gibi eğitimciler kısmında da zayıf kalınabilmektedir. Çocuğa pedagojik olarak doğru yaklaşımda bulunmayan ve hiçbir katkı sağlamayan, zaman zaman da olumsuz etkiler bırakabilen ve “öğretmen” likte yeterliliği bulunmayan kişiler ile de çalışılabilmektedir.

Bu durumda anne ve babalar nasıl doğru seçimi yapacaklar? Doğru bir kurum seçmek için gereken kriterleri birkaç başlıkta toplayacak olursa;

 

BİNA

Mümkünse okul olarak yapılmış, ev, dükkan vb den dönüştürülmemiş, çok katlı olmayan ve tercihen müstakil

BAHÇE

Geniş ve ferah bir bahçe alanı, çimen ve toprağa dokunabilecek imkânlar

GÜVENLİK

Tüm iç ve dış alanlar çocuğun güveliği düşünülerek en üst düzey de önlemeler alınmış olmalı

ÖĞRETMENLER

Öğretmenlerin deneyimli, işini severek yapan ve eğitim düzeylerinin yeterli olması

ÇALIŞANLAR

Yapacakları işte yetkin ve gerekli sertifikalara sahip olmalı, bir eğitim kurumunda çalışabilecek özellikleri bulundurmalı

HİJYEN

Okulda hijyen sağlanmalı ve kullanılan tüm malzemeler çocuklara zarar vermeyecek, kontrollü ve onaylı olmalı

MALZEME VE MATERYALLER

Okulda kullanılan malzeme ve materyaller zararlı boya, madde vb içermemeli, gerekli  sertifikalara sahip olmalı  

Çocukların gelişimlerini destekleyecek şekilde yaş grubuna uygun olarak seçilmeli

Şiddet içeren, çocuğa zarar verecek hiçbir oyuncak kullanılmamalı

EĞİTİM

Çocuklara uygun eğitim programları hazırlanmalı. Eğer spesifik bir eğitim programı uyguluyorlarsa (Montessorri, High Scope vb) belgelendirebilmeli ve uygun fiziksel ortam oluşturmuş olmalı

Eğitim programı çocuğun gelişimini desteklemeye yardımcı olmalı ve gelişimi ölçme değerlendirme yöntemleri ile takip edilmeli. Çocuğu keşfetmeyi, öğrenmeye, araştırmaya teşvik etmeli

 Sadece akademik olarak değil aynı zamanda değerler, kültür, entelektüel, görgü kuralları gibi yaşamın her alanında kullanabileceği ve artı değer katan alanlarda da eğitim vermeli

Bunların yanında iyi bir eğitim kurumu işbirliği yaparak, şeffaf ve objektif bir yaklaşım sergiler.

Uygulama ve kuralları kişiye göre değiştirmeden öncelikle tüm çocukların iyiliği ve faydasını gözeterek eğitimde eşitlik ilkesi ile geliştirir.

 Kaliteli bir eğitim kurumu kaliteli bir eğitimi, kaliteli bir eğitim ise kaliteli bir bireyi ve kaliteli birey ise kaliteli bir toplumu ve ülkeyi oluşturur.

 

                                                                                                                      SİBEL ZEYTUN

Table of Contents